Prof. Dr. Ersan Şen Avukat

Öğrenim

Ersan Şen; İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı, Hukuk Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı, İstanbul Üniversitesi Senato Üyeliği ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Fakülte Kurulu Üyeliği görevlerinde bulunmuştur.

Ersan Şen; Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Yüksek Lisansını, İstanbul Üniversitesi Kamu Hukuku Bölümü’nde doktorasını tamamlamış, Doçentlik ile Profesörlüğü ise, Ceza Hukuku ve Ceza Yargılaması Hukuku alanlarında olmak üzere İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Hukuk Bilimleri Anabilim Dalı’nda elde etmiştir. Şen, 2004 yılından bu tarafa Profesör unvanı taşımaktadır.

Ersan Şen; İstanbul Barosu’na kayıtlı olarak avukatlık mesleğine devam etmektedir.


Çalışma Alanları

Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Dava ve Uyuşmazlık Çözümü Ceza Hukuku Vergi Hukuku Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Bireysel Başvuru İdare Hukuku Ceza İnfaz Hukuku

Diller

Türkçe
İngilizce

Blog

İHAM′ın ByLock Delili Hakkında Güncel Kararı
05.10.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Cem Serdar

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi 29.09.2026 tarihli, 9991/20 ve 344 diğerleri başvuru numaralı Parun ve Diğerleri - Türkiye Davasında; "Bazı başvurucuların durumunda, iletişimin niteliği ve içeriğinden bağımsız olarak sözkonusu uygulamanın kullanımının tespit edilmesinin mahkumiyet için yeterli olduğu gerekçesiyle, ByLock üzerinden yapılan iletişimin şifresi çözülmüş içeriğini de içerebilecek ayrıntılı ByLock bulguları ve değerlendirme raporlarının dava dosyalarına eklenmesini beklemeden mahkumiyet kararları verilmiştir. … Bununla birlikte, ByLock′un sadece kullanıldığının tespit edilmesinin, tek başına, iç hukukta tanımlandığı şekliyle silahlı terör örgütü üyeliği suçunun tüm unsurlarının varlığına dair kesin delil olarak kabul edildiği gerçeği ortadadır." gerekçelerine yer vererek, kararın ekinde belirtilen birçok başvuru ile birlikte, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7/1’de yer alan “kanunsuz suç ve ceza olmayacağı” ilkesinin ve yine İHAS m.6/1’de bulunan adil/dürüst yargılanma hakkının başvurucular bakımından ihlal edildiğine karar vermiştir.

Milletvekili Dokunulmazlığının Kapsamı
29.09.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Cem Serdar

I. Giriş Dokunulmazlık denildiğinde akla ilk; temsili demokraside milletin temsilcisinin, yani yasama veya milletvekilinin dokunulmazlığı gelir . Dokunulmazlık, hukuki ve cezai sorumluluktan muaf olmaktır. Bu muafiyet veya yargı bağışıklığı, “hukuk devleti” ilkesini rencide edecek şekilde bir ayrıcalığın veya suç işleme özgürlüğünün milletvekiline tanınması olarak anlaşılmamalıdır. Prensip olarak, hukuk devletinde herkes hukukilik denetimine açık olmalı, hukuka aykırı veya konusu suç teşkil eden eylemlerinden dolayı hesap vermelidir. Ancak bu prensibe, halkı temsil eden kişinin iradesinin kısıtlanmaması, baskı altına alınmaması, temsilcilik görevini özgürce yapabilmesi, konuşabilmesi, davranabilmesi ve oy kullanabilmesi amacıyla istisna getirilmiştir. Milletvekili dokunulmazlığına yöneltilen birçok eleştiriye rağmen, özellikle muhalif parlamenterlerin korunabilmesi için yasama dokunulmazlığının korunması gerektiğine inanmaktayız.

Sermaye Piyasası Suçlarının Hukuki Niteliği ve Suçtan Elde Edilen Malvarlığı Değerinin Mağdura İadesi ve Elkoyma Tedbiri
28.09.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Buğra Şahin

Daha önce; 17.05.2023 tarihinde “Piyasa Dolandırıcılığı Dahil Sermaye Piyasası Suçları ve İdari Suçlar”, 19.08.2024 tarihinde “Sermaye Piyasası Kurulu’nun Başvuru Şartı ve Pişmanlığın Başvuruya Etkisi”, 04.06.2025 tarihinde ise “Piyasa Dolandırıcılığı (Borsada Manipülasyon) Suçu” başlıklı yazıları kaleme almıştık. Sermaye piyasalarında işlenen suçların; bir özel düzenleme olan ve ancak SPK raporu ile soruşturmaya konu edilebilen, zararın giderilmesinde de Hazineye karşı sorumluluk öngören “piyasa dolandırıcılığı” adlı manipülasyon suçunu mu, yoksa her bir mağdura karşı ayrı suçun gündeme geleceği, soruşturma için SPK raporuna ihtiyaç duyulmayan ve mağdurların zararlarının giderilmesi kaydıyla ceza indirimi öngören nitelikli dolandırıcılık suçunu mu oluşturacağı, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca, bu suçların düzenlendiği Sermaye Piyasası Kanunu m.107’de ve TCK m.157 ile 158’de gösterilen unsurlara göre belirlenmelidir. Elbette her bir mağdura karşı işlenen nitelikli dolandırıcılık suçunun cezası çok ağır olup, bu suçta ceza indirimi de her bir mağdurun zararının giderilmesi şartına bağlıdır. TCK m.158’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı soruşturma açılabilmesi için SPK’nın raporuna da ihtiyaç yoktur. Dolandırıcılık suçunda; failin, mağduru esaslı hataya düşürme kastına başta sahip olması ve hileli hareketlerle mağdura yapmayacağı bir işi yaptırarak veya almayacağı bir kararı aldırarak, mağduru zarara uğratması ve bu yolla haksız yarar sağlaması gerekir.

Usulsüz İddianame Nedeniyle Temyizde Bozma Kararı Verilmesinin Bağlantılı Dosyalara Sirayeti
26.09.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Cem Serdar

Bu yazımızda; uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçu ile ilgili bir örnek üzerinden, Yargıtay’ın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 225. maddesinin 1. fıkrası hükmüne dayanarak usule uygun bir iddianame bulunmadığından bahisle bozma kararı verdiği bir durumda, Yargıtay’ın böyle bir karar verip veremeyeceğini, yerel mahkemenin böyle bir durumda nasıl hareket etmesi gerektiğini ve şayet bu iddianamedeki fiil dayanak alınarak, kişinin sonraki tarihli aynı suçtan olan davalarında da kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmedi ise, bu durumun o dosyalara ne şekilde sirayet edeceğini inceleyeceğiz.

Disiplin Hukukunda Kanunilik Güvencesi
25.09.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Doç. Dr. Erkan Duymaz

Başvurucunun, ortaöğretim kurumunda örgün eğitim öğrenim dışına çıkarma disiplin cezası alması sonrasında eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi (AYM); eğitim öğrenim hakkını nerede ise tümü ile ortadan kaldıracak nitelikte olan disiplin cezası yoluyla müdahalenin yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği′ne ve dolayısıyla bu hakkın sınırlandırılmasının Anayasa m.13′e açıkça aykırı olarak, yani yasal düzenleme olmadan sadece bir idari işleme dayandığı, idari işlemin dayanağını teşkil eden Yönetmeliğin de disiplin yaptırımları bakımından çerçevesini çizen şekli anlamda kanunun da bulunmadığı gerekçeleriyle, yapılan müdahalenin en başta “kanuni dayanağı” olmadığından, eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, 06.03.2024, Başvuru no: 2020/34927).