Notice: Undefined variable: grid_data in /home/u8284090/sen.av.tr/assets/php/function.php on line 84
Prof. Dr. Ersan Şen
Doğa Ceylan
Notice: Undefined variable: grid_data in /home/u8284090/sen.av.tr/assets/php/function.php on line 84
Cesetsiz Cinayet Olur mu?
21.04.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Doğa Ceylan
12.01.2024 tarihli “Cesetsiz Cinayet”, 26.10.2024 tarihli “Cesetsiz Cinayet: İkinci Kısım” ve 05.11.2025 tarihli “Cesetsiz Cinayet Üçüncü Kısım: Mahkemenin Re’sen Delil Araştırma Yetkisi Var mı?” başlıklı yazılarımızda; cesedin bulunamadığı hallerde mahkumiyet hükmü kurulup kurulamayacağına, bunun şartlarının neler olduğuna ve konu ile ilgili Yargıtay kararlarına detaylı şekilde yer vermiştik.
Bu yazımızda ise; “Cesetsiz cinayet olur mu, hangi durumlarda olduğu kabul edilebilir?” sorusunun cevabı başlıklar halinde özetlenmiş, yazının sonuna konu ile ilgili bir tablo eklenmiştir.
Öncelikle belirtmeliyiz ki, yargı kararlarında “ceset olmasa da cinayet olabilir” görüşü kabul edilmektedir. Ancak cesetsiz cinayetin kabulü ile birlikte “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin ve suçsuzluk/masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi için; kişinin öldüğü, öldürüldüğü ve hatta sanık tarafından öldürüldüğünün sabit olması gerekir.
1- Kişinin Öldüğünün Tespiti
Özet:
- Etkin ve makul süre araştırma,
- Kişinin öldüğünü gösterebilecek diğer delillerin varlığı (mağdura ait vücut parçası veya kalıntısı, kan izi, mağdurun hayati ilaçlarını almaması, mağdura ait kıyafetlere veya üzerinde taşıdığı benzeri eşyaya ulaşılması vb.),
- Cesedin neden bulunamadığının makul ve mantıklı açıklaması.
Açıklama:
Kişinin hayatta olma olasılığını tamamen ortadan kaldıran, yani kişinin sağ olduğu kanaatine ulaşılmasını imkansızlaştıracak delillere ulaşılmalıdır.
Kişinin sağ olup olmadığının kesin tespiti amacıyla, buna ilişkin tüm iddiaların araştırılması ve gerekli tüm araştırmanın yapılması için yeterli sürenin kullanılması gerekmektedir. Kayıp şahsın bulunması için makul süre boyunca devam eden etkin bir araştırma yapılmadan, öldüğü varsayımı ile hareket edilmesi hatalı sonuçlara yol açabilecektir. Bir kişinin öldüğü kabul edilerek faile ceza verildikten sonra, kayıp şahsın daha sonra canlı şekilde ortaya çıkma ihtimali bulunmamalıdır.
Kişinin cesedinin bulunması, kişinin öldüğü kanaatine ulaşılmasına yol açan en açık ve şüpheye yer bırakmayan delil olmakla birlikte, bu kanaate başkaca delillerle ulaşılmasına hukuken bir engel yoktur. Ancak bunun şartı; tıp biliminin kurallarına göre, kişinin hayatta olmadığını kabul ettirmeyi gerektirecek delillerin bulunmasıdır. Bu hususta verilen örnekler; kişiye ait uzuvların veya beyin, kalp, akciğer ve benzeri organların, kişinin yaşamını devam ettirmesine izin vermeyecek şekilde bulunmasıdır.
Kişinin öldüğü kabul edilecek ise, cesedin neden bulunamadığının bilimsel ve mantıklı sebeplerle ortaya koyulması gerekmektedir. Örneğin, gölete atıldığı söylenen bir bebek ile yüzme bilen bir yetişkinin içinde bulunduğu şartlar ve hayatta olma ihtimalleri elbette farklıdır. Bu fark gözetilerek; durumun şartlarından ulaşılabilecek tek sonuç, kişinin öldüğü ve öldürüldüğü olmalıdır ki, ceza sorumluluğu gündeme gelebilsin.
2- Kişinin Fail Tarafından Öldürüldüğünün Tespiti
Yargı kararlarında, kişinin sanık tarafından öldürüldüğü kanaatine varılması için çeşitli delillerin değerlendirildiği ve bunlara sonuç bağlandığı görülmektedir.
a) İkrar
Özet: İkrar şart değildir, ancak varsa bunun güvenilirliği tartışılmalıdır.
- Anlatım detaylı mı?
- Anlatım diğer delillerle uygun mu, değilse neden değil?
- İkrar için samimi mi, istikrarlı mı? Kişi baskıya maruz kalmış mı?
- İkrar hangi aşamada ve hangi sebeple verilmiş?
Sanığın mahkumiyetine karar verilmesi için ikrarın varlığı şart değildir.
İkrarın, sanığın mahkumiyetine esas alınabildiği görülmektedir. Ancak sanığın ikrarının güvenilir ve maddi hakikati ortaya koyabilecek nitelikte olup olmadığı tartışılmalıdır (Beccaria’nın 1764 yılında basılan “Suçlar ve Cezalar Yahut Beşeriyetin Mecellesi” adlı eserinde yer verdiği olayda; bir kadının öldüğü dedikodusu ile hareket eden hakim, aleyhine şüpheden başka hiçbir delil bulunmayan kişinin ikrarı ile hareket ederek, kişinin idamına karar vermiştir, ancak öldüğü iddia edilen kişi iki yıl sonra köye geri dönmüştür).
İkrar varsa, anlatımın detaylı ve gerçeğe uygun olabilecek nitelikte olup olmadığı tartışılmalıdır. Mümkünse ikrar başka delillerle desteklenmeli, değilse soruşturma ve/veya kovuşturma aşamasındaki ikrarın samimi, uyumlu, istikrarlı ve hiçbir baskıya maruz kalınmadan verildiğinden emin olunmalıdır.
Cesetsiz cinayet dosyalarında ikrarın ne zaman ve hangi sebeple yapılmış olabileceğine dikkat edildiği görülmektedir. Örneğin; ortada hiçbir sebep yokken, vicdan azabı duyduğu gerekçesiyle uzun süredir kendisinden haber alınamayan bir kişiyi öldürdüğünü beyan eden kişinin ikrarı güvenilir kabul edilmektedir. Çünkü kişinin yalan söylemesi ve gelip kendisini de ihbar etmesi için bir sebep yoktur. Bu durumlarda; cesede ait bir kalıntının, kanın veya dokunun bulunması şartının da aranmadığı ve kişinin gerçekten tüm aramalara rağmen bulunamaması halinde ikrarda bulunan kişinin anlatımına itibar edildiği anlaşılmaktadır.
İkrarı güvenilir kılan bir başka husus ise ikrarın içeriğidir. İkrara itibar edilerek, cesedin bulunamadığı bir olayda sanık hakkında kasten insan öldürme suçundan mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için, ikrarın ayrıntılı ve inandırıcı olması aranır. Aksi halde, sadece soyut ve genel bilgiler içeren ikrarla kişinin hayatta olduğu şüphesinin giderilmesi dahi mümkün değildir. Kişinin kasten insan öldürme suçunu ne şekilde işlediğine ilişkin anlatımı, hem suçun işlendiği konusundaki şüphenin giderilmesi ve hem de varsa suçun nitelikli hallerinin tespiti bakımından önem ifade etmektedir; zira ikrar güvenilir bulunduğunda, buna bir bütün olarak itibar edilecek, kısmen itibar edilecek ise de bunun gerekçelerinin ortaya koyulması gerekecektir.
Ayrıca; ikrarla birlikte cesedin gösterildiği, ancak cesede belirtilen yerde ulaşılmadığı durumda, cesedin neden belirtilen yerde bulunmayabileceğine ilişkin inandırıcı bir gerekçe olmalıdır. Bir başka ifadeyle, cesedin bulunmaması veya kişinin sağ olma ihtimalini ortadan kaldıran delillere neden ulaşılmadığı gerekçelendirilmelidir.
b) Husumet (Öldürme Motivasyonu) ve Diğer Deliller
Özet: Tüm deliller birlikte değerlendirilmeli, ihtimaller arasından seçim yapılmamalı, maddi hakikat dışında bir ihtimal bulunmamalıdır.
Hem ceset ve hem de ikrar yoksa, bu durumda diğer delillerin detaylı şekilde tartışılması ve değerlendirilmesi ihtiyacı doğar. Bu kapsamda; mağdura ait izlere rastlandıysa, bunlara nerede ve nasıl rastlandığı, mağdur ile şüpheli/sanık arasında husumetin bulunup bulunmadığı, şüphelinin/sanığın öldürme hazırlığında bulunduğunu gösteren delillerin olup olmadığı ve mağduru son gören kişinin kim olduğu gibi hususlar önem ifade edebilecektir.
Bu durumda; somut olayın şartları kendi içinde değerlendirilmeli, ihtimaller arasında seçim yolu ile değil, gerçekten mağdurun sanık tarafından öldürüldüğü hususunda hiçbir şüphe kalmayacak şekilde sonuca varılmalıdır. Örneğin, sırf mağduru canlı gören kişinin sanık olduğundan bahisle sanığın cezalandırılması yoluna gidilmesi hatalı olabilecektir. Bilgiler ve anlatımlar bir bütün halinde dikkate alınarak, mağdurun sanık tarafından öldürülmesinin tek gerçek olabileceği kanaatine varılabildiği durumda sanığın mahkumiyetine karar verilebilmelidir.
Kişinin kasten öldürülmesi ihtimali bakımından, “hayatın olağan akışına aykırılık/uygunluk” kriterine dayanılmasında da sakınca bulunmaktadır. Öldürülme, halihazırda hayatın olağan akışına uygun bir kavram olarak kullanılarak, bir kimsenin bir kimseyi öldürdüğüne gerekçe gösterilmeye uygun bir kavram değildir.
Sonuç olarak; kişiler arasında husumet bulunup bulunmadığı, yani sanığın, maktulü öldürmek için bir gerekçesinin bulunup bulunmadığı, kişinin bir cinayete kurban gittiği yönünde şüphe oluşması bakımından etkili ise de, tek başına bir kimseyi ölüm neticesinden sorumlu tutmak için yeterli değildir. Ceset ve sanığın ikrarının bulunmadığı durumlarda, diğer tüm delillerin, kişinin sanık tarafından öldürüldüğünü şüphesiz olarak ortaya koyması aranmaktadır.
Mağduru gören veya onunla iletişimde olan son kişinin, mağdurun ölümü ile bağlantılı olabileceği şüphesi kapsamında soruşturma yürütülmesi, soruşturmanın amacına uygun olsa da, yalnız bu sebeple kişinin mahkumiyetine karar verilmesi, öldürme fiili ile ölüm neticesi arasındaki illiyet bağının kurulmadan mahkumiyet hükmü verildiği anlamına gelecek, böylece şüpheyi kesin olarak giderdiği kabul edilemeyecektir.
Tüm bu nedenlerle; HTS, PTS ve görüntü kayıtları ile suçun işlendiğinin ileri sürüldüğü tarihte kişilerin gerçekten birlikte olup olmadıklarının tespiti, sanığın maktulü gören son kişi olup olmadığı, aralarında bir husumetin veya samimiyetin, yakınlığın varlığı, fail ile maktul arasında güç dengesizliğinin bulunup bulunmadığı, cesedin neden bulunamadığının bilimsel ve mantıklı sebeplerle ortaya koyulması, kayıp şahsın makul bir süre boyunca etkin şekilde aranması ve kişinin öldüğünü ve öldürüldüğünü gösteren delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. Ancak bu sırada; CMK m.223/5’de düzenlenen yaklaşık ispat yasağı da gözardı edilmemeli, maktulün sanık tarafından öldürüldüğü sonucuna kesin olarak ulaşılmadan, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmemelidir.


