Notice: Undefined variable: grid_data in /home/u8284090/sen.av.tr/assets/php/function.php on line 84

Hükümden Sonra İhtiyati Haciz İstenmesi ve Bu Durumun İlamlı İcra Takibine Etkileri

31.03.2026 / Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık Özel Hukuk Departmanı

İhtiyati haciz, bir para alacağının tahsilini güvence altına almaya yarayan ve uygulamamızda alacaklıların sıklıkla başvurduğu bir yoldur. İhtiyati haciz, asıl alacak için dava açılmadan önce veya dava sırasında istenebileceği gibi davada kurulan hükümden sonra da istenebilir. Bu yazımızda, mahkemeden lehine bir hüküm elde eden alacaklının icra takibine girişmeden önce veya ilamlı icra takibi devam ederken ihtiyati haciz kararı alması ve bunun icra takibine etkisi ele alınmıştır.

İhtiyati haciz, İcra ve İflas Kanunu’nun 257. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasına göre, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını, alacak veya diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. İhtiyati haciz, asıl alacağın tahsilinin istendiği davada istenebileceği gibi bu davanın öncesinde veya sonrasında istenebilir. Açmış olduğu davayı kazanan alacaklının, davanın sonrasında ihtiyati haciz talebinde bulunması onun lehinedir. Çünkü davayı kazandıktan sonra alacağın tahsili için borçluya karşı icra takibi yapılması gerekmektedir. Bu takip sebebiyle kesin haciz uygulanması için çeşitli sürelerin geçmesi gerekir. Bu esnada borçlu, haczedilebilir malvarlığı unsurlarını elden çıkararak alacaklıya zarar verebilir. Bunun önüne geçmek için alacaklı, hükümden sonra ihtiyati haciz isteyebilir ve böylece kesin haciz aşamasında kendisini korumuş olur.

Alacaklının bir yandan ihtiyati haciz istemesi ve bu yönde bir karar elde etmesi, diğer yandan borçluya karşı ilamlı icra yoluyla takip başlatması mümkündür. İlamlı icra yoluyla takip yapıldıktan sonra borçlu icra emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde borcunu ödemelidir. Aksi durumda malları haczedilebilir. Eğer daha önce ihtiyati haciz kararı alınmışsa, bu ihtiyati haciz de ilgili süre geçtikten sonra kesin hacze dönüşür.

Borçlu, ihtiyati haciz kararını kaldırmak için İcra ve İflas Kanunu’nun 266. maddesinden faydalanabilir. Bu maddeye göre, borçlu, para veya mahkemece kabul edilecek rehin veya esham yahut tahvilat depo etmek veya taşınmaz rehin yahut muteber bir banka kefaleti göstermek şartı ile ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. Görüldüğü üzere, burada borçlunun para yatırarak ihtiyati haczi kaldırması mümkündür. İşte bu noktada, borçlu tarafından verilen paranın amacına bakılması çok önemlidir. Bu para eğer İcra İflas Kanunu’nun 266. maddesinde verilmişse bununla ilamlı icra takibine konu borcun ödenmesi söz konusu olamaz. Dolayısıyla ilamlı icra takibi devam eder ve yukarıda belirtilen süre geçtikten sonra alacaklının kesin haciz talep etme yetkisi ortaya çıkar. Eğer bu para, ilamlı icra takibine konu para borcunun ödenmesi için verilmiş ise ilamlı icra takibi bu ödeme sebebiyle sona erer. Ayrıca ihtiyati haciz kalkar; zira artık borç ödenmiştir

Borçlunun aleyhine verilmiş olan karara karşı kanun yoluna başvurabilmesi mümkündür. Bu durumda borçlu icra mahkemesinden ilamlı icra işlemlerinin durdurulmasını (tehir-i icra) isteyebilir. Bunun için İcra ve İflas Kanununun 36. Maddesinde belirtilen teminatı göstermesi gerekir. Bu teminat İcra ve İflas Kanunu’nun 266. maddesindeki teminattan farklıdır. Zira buradaki teminat icra takip işlemlerini durdurmayı amaçlarken, 266. maddedeki teminat ihtiyati haczin kaldırılmasına hizmet eder.

Eğer borçlu icra takibi devam ederken takibe konu borcu ödemişse veya borçlunun takip esnasında malları haczedilip paraya çevrilmişse ve bu durumun hukuka uygun olmadığı daha sonra ortaya çıkarsa borçlunun bu durumu eski haline getirmek için başvurabileceği bazı yollar mevcuttur. Bu kapsamda, şartları varsa İcra ve İflas Kanunu’nun 33. maddesinin dördüncü fıkrası yahut İcra ve İflas Kanunu’nun 40. maddesi hükümleri uygulama alanı bulur. İcra ve İflas Kanunu’nun 33. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, borçlu olmadığı parayı ödemek mecburiyetinde kalan borçlunun 72 nci madde mucibince istirdat davası açarak paranın geriye verilmesini istemek hakkı saklıdır. İcra ve İflas Kanunu’nun 40. maddesine göre, Bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur. Bir ilâm hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtayca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski hâline iade olunur. Görüldüğü üzere her iki yolun şartları ve uygulama alanı birbirinden farklı olup bu yollar arasındaki farklar sonraki yazımızın konusunu oluşturacaktır.

Sonuç olarak; ihtiyati haciz talebinin asıl alacağa ilişkin açılan davada hüküm verilmesinden sonra da yapılabileceği, alacaklının bu yolla kesin hacze kadar borçlunun mallarını elden çıkararak kendisine zarar vermesinin önüne geçebileceği, borçlunun ihtiyati haczi ortadan kaldırmak için çeşitli yolları olduğu, bu kapsamda İcra ve İflas Kanunu’nun 266. maddesi kapsamında teminat gösterebileceği, bu teminatın borcun ödemesi yahut İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesi kapsamında tehir-i icra amacıyla gösterilen teminattan farklı olacağı ve bunların birbiri yerine geçmeyeceği hususlarına dikkat edilmelidir.